Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki bu bina 1962 yılından beri İstanbul Barosu’na evsahipliği yapar ve bu nedenden ötürü Baro Han olarak anılır. İşte bugün aktaracağımız hikayemiz de bu handa geçiyor.
“Tarabya’da bizim uşaklar, Etiler’de yumuşaklar” şeklinde ifade edilen seviyesiz ve homofobik söylemi bir tarafa bırakırsak, Tarabya semti biz İstanbullular için pek de gündemde olmayan eski bir Boğaz köyüdür.
Halk takvimi, bugün İstanbulluların unutulan bir eğlencesini hatırlatıyor: Feryad-ı Andalib, yani bülbüllerin ötüşü. Halk takvimine göre bugün (4 Nisan) bülbüllerin çılgınca ötmeye başladığı tarih.
Dün yaptığımı Sayda Lahitleri ve Osman Hamdi bey paylaşımı sonrasında günün yorgunluğu çıkartmak üzere kahvemi yudumlarken telefonum çalıyor. Arayan numarayı görünce eyvah diyorum. Telefonun ucundaki kişi Türkiye’nin en bilindik sanat tarihçilerinden ve yazdıklarımı asla beğenmeyen, hep eleştiren yakın dostum.
9 Mart 1887 günü, Saida Kaymakamı Sadık beyin Maarif Nezareti’ne yolladığı telgraf büyük heyecan uyandırır. Mehmet Şerif adında bir zat, inşaat taşı ararken bir kuyu bulmuştur. Kuyunun içinde lahit, daha doğrusu on adet lahit vardır. Bu lahitlerin biran önce çıkarılması ve İstanbul’a yollanabilmesi için 40,000 kuruş bütçe ve uzman bir kişi yollanması istenmektedir. Acele edilmesi şarttır. Zira, gevşeyen duvarlar kaymaya başlamıştır.
Sarıca kardeşlerin İstanbul’da yaptırdığı birçok binadan biri de Elmadağ’daki Arif Paşa Apartmanı’dır. Apartmana ismini veren Arif Sarıca Paşa İkinci Abdülhamit’in doktoru, kardeşi Ragıp Sarıca Paşa ise mabeyincisidir. Apartman, ailenin diğer apartman ve köşklerinde de imzası olan Mimar Constantine P. Pappa tarafından, 19. yüzyılın sonunda inşa edilmeye başlanır, 20. yüzyılın başında da tamamlanır.