Karşınızda İstanbul’un göbeğinde, yaklaşık 500 yıllık bir cami. Adı ise son derece ilginç: İbrahim Paşa Muhsine Hatun Camii. Bugüne kadar ziyaret ettiğim Osmanlı Camiileri içinde hanımların adıyla bilinen zarif camiilere denk geldi isem de karı-koca adıyla anılan bir camii ben bilmiyorum, bu ilk oldu.
Mütevazi camiinin bugün ki pür-ü perişan haline baksanız zannedersiniz ki hayırsever bir çiftin dişinden tırnağından arttırarak zar zor yaptırdığı bir hayır eseri. Oysa İbrahim Paşa dediğimiz Makbul iken Maktul (Öldürülen) Olan İbrahim Paşa. Sultan Süleyman’ın Sadrazamı. Populer diziden bilinen adıyla Pargalı İbrahim. Muhsine (Hatice) hanım ise zevcesi. İşte burada işler biraz karşıyor. Birçok kaynak İbrahim Paşa’nın eşini Sultan Süleyman’ın kız kardeşi olduğunu yazsa da Ord.Prof.Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya göre (Belleten, XXIX 1965) bu yanlıştır. Zira Muhsine hatun Sultanın kız kardeşi değildir. Bu tartışma bugün bile açıklığa kavuşmamıştır. Bu tartışmalı konuyu tarihçilere bırakalım.
Eserin mimarı Koca Sinan’dır. Minarenin sol tarafındaki kısım ahsap olup, sağ tarafındaki bölümü betonarme olup, sonradan ilave edilmiştir. Bu kıymetli camiinin bugün ki harap hali bu coğrafyada yaşıyan herkes için tam bir utanç vesilesidir. Devletin bu gibi kıymetli eserlerin korunması hususunda üzerine düşenleri yerine getirmemesi eleştirilebilir ancak bu sorumluluk sadece devletin midir? Bu coğrafyada yaşayan hepimizin bu kıymet bilmezlik konusunda kusuru yok mudur? Acaba bir hayır sever çıkıp da bu utanca dur diyemez mi? Maalesef memleketimizdeki bu değerlerin kıymetini bilmiyoruz. Galiba bunun da en önemli sebebi bilmiyoruz, tanımıyoruz, öğrenmiyoruz. Ve kayıtsız kalıyoruz.








3 yorum
Mimar sinanın yaptırmış oldugu camiide restorasyon çalışmaları başlamıştır. Şahsen orada restoratör olarak çalışmaktayım. Inşaallah en yakın zamanda ibadete açacağız…
Muhteşem bir haber. Umarım aslına uygun en güzel şekilde yapılarak hizmete alınır. Yakından takip edip, tamamlanır tamamlanmaz da ziyaret edeceğim. Emeği geçenlerin elleri dert görmesin.
Böyle bir hususa dikkat çekmeniz çok güzel lakin “Minarenin sol tarafındaki kısım ahşap olup, sağ tarafındaki bölümü betonarme olup, sonradan ilave edilmiştir” ifadesi epey yanlış olmuş. Öncelikle minaresinin sağında kalan kısım betonarme değil taş tuğla malzemeden inşa edilmiştir ve eserin asıl kısmı da burasıdır. Ahşap olan son cemaat yeri sonradan eklenmiştir. Saygılarımla