“Tarabya’da bizim uşaklar, Etiler’de yumuşaklar” şeklinde ifade edilen seviyesiz ve homofobik söylemi bir tarafa bırakırsak, Tarabya semti biz İstanbullular için pek de gündemde olmayan eski bir Boğaz köyüdür.
Seyahat, kent, kültür, tarih, yeme içme, fotograf konularında düzenli takip ettiğim muhteşem dergiler var. Bu sabah bir genç dostumla kahve içerken, sen kahveleri söyle, ben köşedeki gazete bayiinden bir mecmua alacağım diyorum. Mecmua ne abi? diyor. Bildiğin dergi yahu diyorum. Şuna magazin desene, nerden bulursun böyle antin, kunti Arapça lafları bilmiyorum ki, deyip “iced white chocolate mocha” siparişini veriyor.
Halk takvimi, bugün İstanbulluların unutulan bir eğlencesini hatırlatıyor: Feryad-ı Andalib, yani bülbüllerin ötüşü. Halk takvimine göre bugün (4 Nisan) bülbüllerin çılgınca ötmeye başladığı tarih.
Dün yaptığımı Sayda Lahitleri ve Osman Hamdi bey paylaşımı sonrasında günün yorgunluğu çıkartmak üzere kahvemi yudumlarken telefonum çalıyor. Arayan numarayı görünce eyvah diyorum. Telefonun ucundaki kişi Türkiye’nin en bilindik sanat tarihçilerinden ve yazdıklarımı asla beğenmeyen, hep eleştiren yakın dostum.
9 Mart 1887 günü, Saida Kaymakamı Sadık beyin Maarif Nezareti’ne yolladığı telgraf büyük heyecan uyandırır. Mehmet Şerif adında bir zat, inşaat taşı ararken bir kuyu bulmuştur. Kuyunun içinde lahit, daha doğrusu on adet lahit vardır. Bu lahitlerin biran önce çıkarılması ve İstanbul’a yollanabilmesi için 40,000 kuruş bütçe ve uzman bir kişi yollanması istenmektedir. Acele edilmesi şarttır. Zira, gevşeyen duvarlar kaymaya başlamıştır.