Bu yazıyı şimdi Spotify‘da dinleyebilirsiniz!
Bir çok sanatçının geride bıraktığı eserleri kadar yaşam biçimleri, ölüm sebepleri ve mezarları da birçok kişi tarafından merak edilir. Paris’te ünlülerin mezarlığı olarak bilinen Pere Lachaise Mezarlığı’da yatan ve dünyaca tanınmış birkaç ünlünün hayatlarına dair ilginç hususları ve ölüm sebeplerini sizler için derledim.



Frederic Chopin (1810-1849)
Romantik çağın önde gelen müzisyenlerinden Chopin müziği yanında, doğduğu Polonya’ya olan bağlılığı, yazar George Sand’e olan aşkı ve genç yaştaki ölümü ile de anılır.
Hassas bir bünyeye sahip olan Chopin çocukluğundan ölümüne dek bir çok sağlık problemi ile uğraşmıştı.
İlk gördüğünde kendisi için “Ne sevimsiz kadın bu Sand! Acaba hakikaten kadın mı? Şüphem var.” dediği George Sand ile ilişkilerini sürdürdürdükleri Nohant’daki malikanesinin bahçesinde kendinini sağlıklı hissetse de, bu kısa sürecek bir aldanmadır. Vasiyeti üzerine kendi bestelediği Cenaze Marşı ile değil, Mozart’ın Requiem’i eşliğinde gömülürken ölüm sebebi kimse tarafından bilinmiyordu.
168 yıl sonra, Varşova’da bir kilisede konyak dolu kavanozda saklanan kalbi Prof. Michal Witt ve ekibince incelenmek istenir. Polonya Kültür Bakanlığı’nın 2008 yılında aldığı karar doğrultusunda, bilim insanlarının kalbin içinde bulunduğu kavanozu açmalarına izin verilmez. Araştırma Chopin’in kalbinin yüksek çözünürlükteki fotoğrafları kullanılarak yapılır. İnceleme sonrasında yapılan açıklama sanatçının nadir görülen bir kronik tüberküloz hastası olduğu ve muhtemelen bu sebepten öldüğü şeklindedir.

Honore De Balzac (1799 – 1850)
Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası olan Honore De Balzac klasik roman tekniğinin kurucu babası olarak anılır. Son derece üretken bir yazardır. Öldüğünde arkasında 85’i tamamlanmış, 50’si taslak toplam 135 eser bırakır.
Günde 18 saat çalışan yazarın bu yoğun çalışma temposu içindeki en yakın dostu içtiği kahvedir. Bazı kaynaklar yazarın günde 50 fincan kahve -ki kabaca 10 litre demektir- içtiğini ve kahve içerken boğulduğunu yazar. Kahve içerken boğulmuş olmasa da, özellikle zengin kadın ve şöhret düşkünlüğü, oburluğu ve kahve düşkünlüğü yazarın sonunu getirir. Bugün aşırı kafein tüketimi ve düzensiz yaşamı ölüm sebebi olarak kabul edilir.


Edith Piaf (1915 – 1963)
Kim bilir belki bir karakol önünde kaldırımda doğmasından, belki de sokaklarda şarkı söylerken keşfedilmesinden dolayı kendine “Kaldırım Serçesi” denilen Edith Piaf’ın çocukluğu ve tüm hayatı tarifi mümkün olmayan acıları barındırır.
Babasının İstanbul’u işgal eden Fransız işgal güçlerinde görev yaptığı yıllarda annesini kaybeden Edith Piaf bir genelev işletmecisi olan babaannesinin yanında büyür. Gözlerinin mikrop kapması sonucunda geçici körlük yaşar. Sonrasında sirklerde akrobatlık yapıp, şarkı söylerken yapımcı Louis Leplée tarafından keşfedilir, şöhreti yakalar. Louis Leplée’nin bir cinayete kurban gitmesi sonucunda şüpheli olarak ciddi soruşturmalara konu olur. Bu durum halkın ona olan sevgisini alır götürür. Kimilerine göre İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi yardakçılığı yapar, kimilerine göre ise Nazilere karşı direnen Fransız yeraltı teşkilatının bir üyesidir.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’da şöhreti yeniden yakalar. Fransız halkının medar-ı iftiharı olur. O yıllarda devrin önemli boksörlerinden evli Marcel Cerdan ile ilişkisi vardır. Sevgilisini 1949 yılında Paris’ten New York’a gelen bir uçağın düşmesi neticesinde kaybeder. Bu kayıp sonrasında hayatı alkol, ağrı kesiciler ve morfin üçgeni içinde şekillenir. Yağmurlu bir günde geçirdiği trafik kazası sonrasında omuriliği ciddi hasar görür.
Sefalet içinde geçen çocukluğu, kötü alışkanlıkları ileri yaşlarda kendini gösterir ve 1963 yılında ağırlaşan karaciğer rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybeder. Paris Başpiskoposu, “hayattayken iyi bir yaşam sürmediği için” Piaf’a dini tören yapmayı reddeder. Ancak, Parisliler onu bağrına basar ve cenazesi 100 binden fazla Parisli’nin iştiraki ile kaldırılır. Charles Aznavour, Piaf’ın cenaze törenini, Paris’in 2. Dünya Savaşı sonrasındaki kutlamalarından sonra gördüğü en büyük merasimdi diye tanımlar. Kilise ölümünden 50 yıl sonra kendisine dini tören düzenler.

Jim Morrison (1943 – 1971)
The Doors‘un söz yazarı ve vokalisti Jim Morrison’un 27 yaşında ölümü tüm müzikseverleri şok ederken, arkasında bir çok bilinmez ve doğal olarak da dedikoduyu bırakır.
Müzisyenin ölümü resmi kayıtlarda alkol kaynaklı kalp yetmezliği olarak geçse de, ölüm sonrasında otopsi yapılmadığı için gerçek neden bugün de bilinmiyor.
Geçtiğimiz günlerde eski New York Times muhabiri Sam Bernett ‘in “The End-Jim Morrison” adlı kitabında yer alan bir iddia ise Jim Morrison’un ölüm sebebini çok farklı bir boyuta taşır. Jim Morrison’un yakın arkadaşı da olan yazara göre; şarkıcının ölüm nedeni Paris’te işlettiği Rock’n’Roll Circus isimli kulüpte aşırı dozda eroin olduğu ve sonrasında cesetin iki torbacı tarafından evine taşındığı, küvette ölmüş süsü verildiği şeklindedir.



Oscar Wilde (1854 – 1900)
Oscar Wilde keskin zekası, iğneleyici dili, usta gözlem yeteneği ve isabetli toplumsal değerlendirmeleri ile ünlüydü. Bugün Nobel ödülü sahibi olan yazar İrlandalılar için gurur kaynağı olsa da, yaşadığı devirde ahlaksızlığın sembolü olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda muamele görmüştür.
Yazar, edebi yeteneği yanında, toplumun ahlak değerlerini eleştirmesi, özel yaşamı ve sıra dışı görüşleriyle son derece zor yıllar geçirir. Londra polisi tarafından suçlular ile olan ilişkilerinden ötürü suçlanır. Duruşması kamuoyunda büyük merak uyandırır. Mahkeme tarafından iki yıl kürek cezasına çarptırılır.
Cezasını tamamladıktan sonra beş parasız şekilde marjinal hayatına geri döner. Paris’te Hotel d’Alsace’de yaşamaya başlar. Yaşamı gibi ölümü de çok tartışmalıdır. Kimilerine göre 46 yaşında Hotel d’Alsace’de duvar kağıdına yazdığı ”birimiz gitmeli’’ şeklindeki bir intihar notu ile hayata veda ettiği şeklindedir. Ölümünden 5 ve 3 gün önce düzenlenmiş bazı tıbbi raporlar beyin ve beyin zarında oluşan iltihaplanmaya dikkat çeker. Ölününden 12 yıl sonra Arthur Ransome tarafından yapılan açıklama sanatçının “üçüncü derecede frenginin saldırısıyla gelişen menenjit” bulgusunu ortaya koyar. Kabul gören ölüm nedeni menenjittir.
Cenazesinde sadece yedi kişinin bulunduğu Oscar Wild’in Pere Lachaise Mezarlığı’nda bulunan kabri Sir Jacob Epstein tarafından tasarlanır. Üzerinde erkek melekler olan mezartaşı adeta yazarın fırtınalı seksüel yaşamına bir göndermedir.
Bu yazıyı şimdi Spotify‘da dinleyebilirsiniz!
İstanbul, 14 Eylül 2020
Oğuz OTAY
gezmekyetmez.com







