
1923 yılında genç kimyager Mehmet Ali bey, Almanya’da işçi olarak çalışmak üzere üniversitedeki görevinden istifa ettiğini bildiren dilekçeyi imzalar. Yakın dostları şaşkındır ama kendisi yaptığından emindir.
O yıllarda ülkemizde kağıt üretimi yapılmamakta, ülkenin tüm ihtiyacı ithal yolu ile karşılanmaktadır. Türkiye kağıt piyasasını da Merkezi Avrupa Kağıtçılığı Birliği adlı teşkilat elinde bulundurmaktadır.
Mehmet Ali bey önce selüloz ve kağıt fabrikalarında işçilik yaparak mesleği öğrenmeye çalışır. Aynı zamanda Hannover Teknik Üniversitesi’nde kağıtçılığın bilimsel yanını araştır. Kısa bir süre sonra da, Fransa’da selüloz ve kağıt fabrikalarında işçi olarak çalışır. Grenoble Üniversitesi Kağıt Mühendisliği Yüksek Okulu’ndan (Ingenieur Papetier. E.F.P.) kaydını yaptırır. Okulu birincilikle bitirerek “Kağıt Mühendisi” ünvanını alır.

Oldukça iyi şartlarda Fransa’da kalması teklif edilmesine rağmen ideali olan Türk kağıt sanayini kurmak için yurda döner. Bu uğurda makaleler yayımlamaya ve üniversitelerde seminerler vermeye başlar.
1928 yılında İstanbul Üniversitesinde verdiği bir seminer sonrasında ü ayrı görüşme teklifi alır. Görüşmek isteyenler T.C. Tütün İnhisarı (Tekel) İdaresi Genel Müdürü Behçet Bey, Kibrit Kıralı namıyla meşhur Kreuger ve Merkezi Avrupa Kağıtçılar Birliği temsilcisidir.
Merkezi Avrupa Kağıtçılar Birliği temsilcisinin teklifi çok caziptir. Türkiye’nin kağıt konusundaki tek uzmanı olarak yapabileceği çok bir şey yoktur. Kendileri ile çalışması durumunda emrine amade tam teşekküllü bir kimya laboratuvarı açılacak, burada bilirkişilik yaparak para kazanabilecektir. Ayrıca, Türkiye’nin ithal edeceği kağıtlardan da kendisine % 3 komisyon ödenecektir. Mehmet Ali bey bu teklifi reddeder.
Tekel İdaresini teklifi ise kendi ihtiyaçları için kurulacak bir fabrikanın fizibilite çalışmalarını yapmasıdır. Tereddüt etmeden bu teklifi kabul eder. Uzun çalışmalar sonrasında ihale aşamasına gelinir. İhale günü Ankara’dan gelen bir telgraf ile ihale iptal edilir. Kararın altında yatan sebep, Türkiye piyasası elinde bulunduranların böyle bir fabrikanın kurulmasının mantıklı olmadığı, böyle bir fabrikanın başarısızlığa mahkum olduğu görüşünün Ankara’ya kabul ettirmesindendir.
O günlerin detayını İsmail Bozdağ, Bir Devrin Perde Arkası adlı kitabında şöyle anlatır:
“İhalenin yapımına üç gün kala Tekel’in kağıt fabrikası dosyası İsmet Paşa’nın masasına geldi. Başvekil verilen raporları, yapılan hesapları gözden geçirdikten sonra Tekel Bakanı’na emir verdi ihale kaldırıldı. Çok geçmeden konu Atatürk’ün masasına geldi. Atatürk, Başvekil İsmet Paşa’yı, Maliye Bakanı Fuat Ağralı’yı İktisat Bakanı Mustafa Şeref’i ve Tekel Bakanı’nı çağırdı, durum incelendi. Hükümetin elindeki dokümanlar, fabrikanın bu ölçüler içinde verimli olmayacağını göstermekteydi. Başbakan ve Bakanlar da bu fikre katılıyorlardı. Atatürk, Cumhuriyetin kuracağı bir fabrikanın zarar etmesi kötü örnek olur, ümit kırar, bırakalım” dedi Bıraktılar dosya ortadan kalktı tozlu raflar arasında yerini aldı ve mesele kapandı.”
Proje, 1932 yılında Londra’da yapılan Para ve İktisat Konferansı’na rafa kaldırılır. Türkiye adına toplantıya katılan heyetin başında İş Bankası genel müdürü Celal Bayar vardır. Toplantıda Alman delegenin önerisi ile alınan karar “Hammadde kaynakları zengin olan fakat Sanayisini kuramamış bulunan ülkeler hukuken müstakil olmakla beraber iktisaden sanayici memleketlerin hammadde kaynağı olarak, kalkınmış ülkelerin hegemonyası altında, muhtaç durumda tutulmalıdırlar.” şeklinde olur. Bu kabul edilemez karar Ankara’da yankı bulur.
Olayların tanığı İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar sonrasında gelişmeleri “Atatürk beni Marmara Köşkü’ne çağırdı, 1929’da rafa kaldırılan kağıt meselesinin hangi aşamada olduğunu sordu, anlattım. Bir kere daha anlat dedi, anlattım. Atatürk hiçbir şey demeden ayrıldı ve ertesi günü İktisat Vekili Mustafa Şeref’i görevden alarak beni İktisat Vekilliği’ne atadı.” diye anlatır.
İş Bankası kağıt fabrikası kurulması fikrini tekrar gündeme getirir. Mehmet Ali beye yeni fizibilite yaptırılır. Fabrikanın kurulması artık kaçınılmazdır. 1934 yılında çıkan Bakanlar Kurulu kararı ile fabrikanın kurulması için İş Bankası’na değil Sümerbank’a 25 senelik kağıt üretme imtiyazı tanınır. Mehmet Ali bey de bu projenin başına getirilir. İzmit’de bir fabrika kurulur. Aynı yıl çıkan soyadı yasası ile Mehmet Ali bey kendine Kağıtçı soyadını alır.
Yabancı şirketlerin üretimi baltalamaya yönelik kulis çalışmaları Ankara’da devam ederken, bir taraftan da üretim için gerekli olan makinaların Almanya tarafından Türkiye’ye satılması engellenmeye çalışılır. Başarılı olunamaz. Ancak, projenin kağıt hammaddesi olan selüloz üretimi olmaksızın gerçekleşmesi sağlanır. Bundan amaç, kağıt satamazsak bile en azından selülozu biz satalımdır.
Selüloz satışı sadece hammadde tedariği olarak düşünülmez. Özellikle sağlanan selülozün düşük kalite olması nedeniyle reçine kusması ve reçinenin de makinaları devre dışı bırakmasıdır. Ancak, Mehmet Ali bey buna da bir çözüm bulur. Kimyager olması nedeniyle laboratuvarlarda bizzat yaptığı çalışmalar neticesinde reçinenin selüloz içinde hapsedilmesini sağlayan bir yöntem bulur. Bu yöntem yeni bir buluştur ve Mehmet Ali bey adına tescil edilir. Mesleki yayınlar ve Almanya’da yayınlanan dünyaca meşhur kimya ansiklopedisi Chemie-Lexikon bu buluşa ve Mehmet Ali beye yer verir. Fabrika 1936 yılında ilk üretimini yapar.

Avrupalı kağıt üreticileri vazgeçmez. Proje sırasında fabrika kapasitesinin yarı yarıya düşürülmesini sağlamışlardır. Ülkenin ihtiyacı olan kağıt miktarının diğer yarısı ithal yolu ile karşılanacaktır. Devreye damping de girer. Kağıt üreticileri fiyat kırar. Buna karşılık, Mehmet Ali bey de hesaplarını yeniden gözden geçirerek, fabrikanın karlılığını daha alt seviyelere çekmek suretiyle cevap verir.
Her teşebbüsleri başarısız olan kağıt üreticileri Atatürk’ün ölümü sonrasında bu defa da, Mehmet Ali beyi görevden aldırmak için Ankara nezdinde teşebbüslerde bulunur. Siyasi ortam bu teşebbüslere hizmet eder. O günlerdeki Başbakan Refik Saydam zamanın Maliye Bakanı Celal Bayar’ı siyasi olarak eleştirmek maksadıyla “Değil yeni fabrikalar için para vermek mümkün olsa işlemekte olanları dahi kapatırım” diyecektir. Yabancı kağıt tedarikçilerinin Ankara nezdindeki teşebbüsleri sonuç verir. Hakkında soruşturmalar açılan Mehmet Ali Kağıtçı bey 1941 yılında Sümerbank Yönetim Kurulu tarafından görevden alınır. Mehmet Ali bey 1941 yılında görevden alınır.
Mehmet Ali Kağıtçı bey hayatını İstanbul Belediyesi Hıfzısıhha Laboratuvarında çalışarak kazanır. Ömrünün sonuna kadar kağıt konusunda sadece Türkiye’de değil, dünyada tanınan bir uzman olarak konferanslar verir, yayınlar yapar.
Mehmet Ali Kağıtçı bey yerine bu göreve atanmak üzere aday arayışlarına girilir. Norveç’te bulunan bir aday ile alakalı olarak Büyükelçilik kanalı ile Norveç hükümetinden bilgi istenir. Bu talep karşısında Norveç Hükümeti Türk Büyükelçiliği’ne başvurarak Mehmet Ali Kağıtçı beyin hayatta olup olmadığını sorar. Onlar da biliyordur ki, Mehmet Ali bey gibi biri varken bu göreve başka birini getirmenin çok geçerli bir sebebi olmalıdır. Norveç hükümetinin bu şüpheci yaklaşımı üzerine Norveçli adaydan vazgeçilir. Yerine Mehmet Ali Bey’in sınıf arkadaşı Fransız M. Raoul bu göreve getirilir. Görevi kabul eden M. Raoul bu durumdan rahatsızdır. Duyduğu rahatsızlığı bir konuşmasında devrin İçişleri Bakanına iletir. Dürüstçe verilen cevap:
“Evet, Mehmet Ali Kağıtçı’nın bu işi başardığını halen de ıslah edip tekamüle kavuşturacağını biz de biliyoruz. Fakat parti mülahazaları, onu fabrikaların umum müdürlüğüne getirmemize engel teşkil ediyor.” şeklinde olur.
Tüm bu badirelere rağmen yıllar içinde yeni üniteler eklenerek fabrika 2004 yılına kadar SEKA adıyla hizmet verir. 2004 yılında kamu zararına yol açtığı gerekçesi ile faaliyetlerine son verilir. Kocaeli Büyükşehir Belediyesine devredilen fabrika ve arazi park haline getirilir. Açılan kağıt müzesine de SEKA Mehmed Ali Kağıtçı adı verilir.
Ülke menfaatleri ve idealleri uğruna mücadele veren bu kahraman insan 1 Ekim 1982 tarihinde, 83 yaşında vefat eder.
İstanbul, 13 Mayıs 2021
gezmekyetmez
Özel teşekkür: Bu yazı yazılırken sayın Nazmi Kal’ın 1980 yılında TRT için Mehmet Ali Kağıtçı ile yaptığı röportajdan faydalanılmıştır. Bu önemli röportaj tarihe not niteliğinde olup, mutlaka izlenmesi gerekir







