
“Tıp Fakültesi’nden nadiren doktor çıkar” sözünü yıllar önce bir büyüğümden duymuştum. Kadıköy, Caferağa mahallesinde önünde durduğum eski binaya çakılmış hatıra levhasını okuyunca o söz geldi aklıma.
Asırlık bina üzerindeki kararmış, paslanmış levhada “Gazeteci ve Sanatçı Dr. İhsan Ünlüer Bu Evde Yaşadı 1926-1990” yazıyordu. Sokağın isminin de Dr. İhsan Ünlüer Sokağı olduğunu okuyunca merakım iyice arttı. Sözü daha fazla uzatmayalım, buyrun Dr. İhsan Ünlüer’in renkli hikayesi.

İhsan bey, ayakkabıcı İsmail Usta ile ev kadını Hediye Hanımın oğlu olarak 1926 yılında İzmir’de doğmuş. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden askerî öğrenci olarak 1948 yılında mezun olur. 1952 yılında üsteğmen rütbesinde iken sağlık sebepleri ile ordudan ayrılır. Ankara’da Gülhane Askerî Tıp Akademisi, İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi ve çeşitli dispanserlerde kadın-doğum uzmanı olarak çalışır. Ancak, onu ilginç kılan doktorluğundan ziyade renkli yaşamıdır.

Hekimlik yaparken, operaya olan tutkusu nedeniyle Casa D’Italia – İtalyan Konservatuarı’nda 3 yıl şan öğrenimi görür. 1953 yılında İstanbul Devlet Operası’na girer. Çeşitli rollerden sonra baş roller alır. 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında “147’ler Olayı” diye bilinen, 147 akademisyenin üniversiteler ile ilişkisinin kesildiği olayın kurbanlarından biri olur.
Üniversite ile ilişkisi kesildiğin yıllarda bir Amerikan ilaç şirketinde işe girer. Ancak, şirket çalışanların başka işlerde çalışmasını yasaklamıştır. İhsan bey sessiz sedasız Devlet Operası’nda çalışırken, kendisinin fark edilmeyeceğini düşünür. Madam Butterfly Operası’ndaki baş rollerden Amerikalı deniz subayı rolü kendisine verilir. İstanbul sokaklarını süsleyen afişlerde ismi büyük puntolarla yazılır. Bu da yetmezmiş gibi galaya Amerikan sefaretinin tüm mensupları ve ilaç şirketinin yöneticileri de katılır. Sahnede Amerikan deniz subayı Pinkerton’u o kadar iyi canlandırır ki, performansı nedeniyle şirket yöneticilerinin kendisine müsamaha göstereceğini zanneder. Ama işini kaybeder. O gece işini kaybetse de, bir ünvan kazanır. Sanat çevresi ve dostları kendisine “Pinkerton İhsan” adını takar.
28 Ekim 1960 tarihli “Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ve bazılarının diğer fakülte ve yüksekokullara nakline dair Kanun” ile üniversiteden uzaklaştırılan Dr. İhsan Ünlüer ve diğer akademisyenlere 1962 yılında üniversiteye dönme hakkı verilir.
Renki bir kişilik ve rafine zevkleri olan İhsan bey, bir taraftan doktorluk mesleğini, diğer taraftan da opera sanatını icra etmektedir. Oldum olası da yazılar yazmakta, karikatür çizmektedir. İhsan beyin karikatür çizmesinin hikayesi de oldukça ilginçtir. İhtisas yaptığı yıllarda, Jinekoloji uzmanı hocası derslerde ameliyat çizimleri, resimleri yaptırır. İhsan bey ise bu ameliyat sahnelerini karikatürize ederek tasvir eder. Bu konuda o kadar başarılıdır ki, ihtisas tezini bir resim atlası olarak verir. Sonraki yıllarda çizdiği karikatürler ile 4-5 sergi de açar.
İhsan Bey’in, gazeteciliğe başlaması bir rastlantı ile olur. Farklı mecralarda yayınlanan yazıları ve çizdiği karikatürler Cumhuriyet gazetesi sahibi Yunus Nadi’nin oğlu gazeteci Doğan Nadi beyin dikkatini çeker. Kendisine Cumhuriyet gazetesinde yazmasını teklif eder. Bunun üzerine İhsan bey Cumhuriyet gazetesinde haftada iki gün “Oku Oku Budur Sonu’ başlıklı köşede yazılar yazmaya başlar. Yazıları, tıbbi konuların mizahla harmanlayarak okuyanlara aktarılması şeklindedir. Hatta, köşesindeki yazılara kendi çizdiği karikatürleri de ekler. Yazılar geniş kitlelerce beğenilir. Aynı isimle yayınlanan kitabı kısa sürede yedi baskı yapar. İhsan bey İstanbul Radyosu’nda müzikli söyleşi programları yapar.
İhsan beye 1987 yılında alzheimer teşhisi konulur. Hastalığı hızlı seyreder. 4 Nisan 1990 günü aramızdan ayrılır. Ölümü sonrasında Kadıköy Belediyesi’nce İhsan beyin uzun yıllar (1926-1990) yaşadığı evinin bulunduğu sokağa Dr. İhsan Ünlüer ismi verilir, evine de “Gazeteci ve Sanatçı Dr. İhsan Ünlüer Bu Evde Yaşadı 1926-1990” yazan bir plaket çakılır.
İstanbul, 10 Ağustos 2021
gezmekyetmez







