
Su, her kent gibi İstanbul için de vazgeçilmez ve hayati bir ihtiyaçtır. Ancak, tarihi asırlar öncesine dayanan bir kentte suyun vazgeçilmez bir ihtiyaç olması kadar kente şekil veren, estetik değer katan bir özelliği de olduğu “su götürmez” bir gerçek.
Su yapılarının Bizans döneminden başlayıp, günümüze kadar uzanan izlerini bugün bile kentin dört bir yanında görebiliyoruz. Su bentlerinden, su yollarına, sarnıçlardan, su kulelerine, çeşmelere kadar suyun estetik ile birleştiği örnekleri kentin her yerinde görmek mümkün.
İstanbul’u tanıt deseler herhalde seçeceğim temalardan biri su yapıları olurdu. Ancak, ne acıdırdır ki, bu kentte yaşayanlar olarak bu değerin pek farkında değiliz. İstanbul’daki bir çok çeşmenin kurumuş, bakımsız halde olması bana sorarsanız bu kentte yaşayanlar için bir utançtır. Beyoğlu ve Üsküdar semtlerinde adı bilinen, kayıtlara geçmiş 727 çeşmenin bugün 59 tanesi (%9) yitip gitmiş, 292 tanesi de (%49) kurumuş durumdadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri kentin bilinçsiz imarı demek hiç de yanlış olmaz. Şükürler olsun ki, bu imar çalışmaları sırasında yıkılan yok edilen çeşmeler yanında, bu hoyrat muameleden kısmen nasibini alan, yıkılmayıp, sadece yerinden koparılan, başka yerlere taşınan çeşmeler de var. Bunlardan biri de Menderes’in imar çalışmaları sırasında, Tophane’den, Maçka’ya taşınan Sultan Abdülhamit Çeşmesi’dir.
1901 yılında İtalyan Mimar Raimondo d’Aronco tarafından yaptırılan çeşme, 1957 yılında yol genişletme çalışmaları sırasında Tophane’de Nusretiye Cami önündeki yerinden sökülerek, Maçka’da İTÜ İşletme Fakültesi olarak hizmet veren Maçka Silahhanesi’nin karşısına taşınır. Bu çeşme, Osmanlı meydan çeşmelerinin en güzel örneklerindendir. Meydan demişken, bir yanlışlığa yol açmamak için Osmanlı kentlerindeki meydan anlayışından da kısaca bahsedelim. Osmanlı kentlerindeki meydanlar, Avrupa kentlerindeki meydan anlayışından farklılık gösterir. Zira; İstanbul başta olmak üzere Osmanlı kentlerinde XIX. yüzyıla kadar planlanmış bir meydan anlayışı oluşmamış, sokağın biraz genişlemesi veya birkaç yolun birleşmesiyle oluşan alanlar meydan olarak anılmıştır. Osmanlı meydan çeşmelerin bir diğer özelliği de o bölgede yaşayanların toplandığı, ticaret yaptığı alanlar olmasıdır. Mimari olarak da, meydan çeşmelerinde görülen ortak özellikler arasında saçaklı yapıları ve köşkü andırması söylenebilir.
İstanbul çeşmeleri hakkındaki en kapsamlı eser, İbrahim Hilmi Tanışık tarafından 1942 yılında yayınlanan iki ciltlik “İstanbul Çeşmeleri” adlı kitaptır. Bu muhteşem kitap, aradan geçen yaklaşık 80 yıla rağmen hala aşılamamış, en kapsamlı kaynaktır. İbrahim Hilmi Tanışık’ın yıllar süren çalışması sırasında başından geçen olaylar da oldukça ilginçtir. Çeşme kitabelerinin yüksekte olması nedeniyle, okunması kolay olmadığından sürekli seyyar bir merdivenle dolaşan İbrahim Hilmi bey, İstanbullular tarafından “tuhaf adam” olarak görülür. Hatta, zaman zaman çevredeki evleri gözetlediği suçlaması ile karakolluk bile olur. Ancak, içindeki İstanbul aşkı onu çalışmalarından alı koymaz ve bugün dahi temel, belki de tek başvuru kaynağı olan kitabını bizlere ulaştırır.
İbrahim Hilmi Tanışık’ın bu aşkını görünce, insanın içinden “keşke bu ülkeyi, kenti yönetenlerin de aynı aşkla İstanbul’a sahip çıksalar, kente ihanet etmeseler” demek geliyor.
İstanbul, 26 Şubat 2021
gezmekyetmez

