Paris tuhaf bir şehirdir. Seveni olduğu kadar, sevmeyeni de boldur. O, filmlerde anlatılan romantik, buram buram aşk kokan Paris’i hiç bulamamamdan olacak, ben de hep iki arada bir derede olanlar sınıfındanım. Tabii bir de Frankofon olmamamın da bunda payı yok değil. Hal böyle olunca da kendim için geliştirdiğim bir metod devreye giriyor. Paris’in bilinmedik hikayelerini öğrenerek, geçtiği yerleri görerek Paris’i çekici kılmaya çalışıyorum. Nasıl mı oluyor dediğiniz duyar gibiyim, o zaman buyrun Sevmeyenler için Paris rehberi.
Hotel De Ville Ve Greve Meydanı
Paris’de grev bir gelenektir. Bir Fransız dostum bir sohbetimizde açık yüreklilikle “Bazen katıldığımız grevin ne maksatlı olduğu bile bilmeyiz ama bu bir emekçi dayanışmasıdır, bir duruştur” demişti. Bir süredir Paris’te hayatı felç eden grevlerin süre geldiği bir günde Paris’e ayak basıyorum. Ama önceden durumdan haberdar olduğum için toplu taşım araçlarını değil, taksiyi tercih ediyorum. Taksiciye berbat aksanımla “Hotel De Ville” diyorum. Paris Belediye Binası olarak kullanılan Hotel De Ville binası, 1357 yılında inşa edilen, kentin en eski binalarından. O günden beri de kentin yönetim merkezi. 1789 Devrimi sonrasında da ihtilalciler tarafından yönetim binası olarak da kullanılmış. Gösterişli binanın dış cephesinde Paris doğumlu 108 ünlü kişinin heykeli dikkat çekici. Ancak, bizim burada olma sebebimiz önündeki meydanın 1830 yılına kadar Greve (Grev) Meydanı adını taşıması. Greve kelimesinin Fransızca karşılığı çakıl, kumluk demek. 14 yüzyıl ile birlikte meydan işsizlerin toplandığı, Türkçe’deki amele pazarı ifadesine karşılık gelen bir yer. Paris’teki bir çok ayaklanmanın başladığı nokta burası. İşlerini bırakan işçilerin yeniden iş bulmak için bu meydana geliyor olması greve gitmek olarak adlandırılmış ve zamanla da hak arayışları için iş bırakmak greve gitmek olarak adlandırılmış. Grev ve greve desteğin bir toplumsal ve siyasi duruş olduğu Fransa’da, Paris turuna başlamak için en iyi nokta burası.
Pompidou Sanat ve Kültür Merkezi
Bir sonraki durağım Greve Meydanı’na yürüme mesafesindeki Pompidou Sanat ve Kültür Merkezi. İşin erbaplarınca benzersiz mimari örneği diye anlandırılan, benim gibilerin ise üst üste konmuş konteynerlardan oluşan bir antrepoya veya bir petrol rafinerisine benzerilen sanat merkezi açıldığı 1977 yılından bu yana Paris’in önemli binalarından biri olmuş. Bunun en güzel kanıtı Paris’te geçen hemen hemen her filminde sahne alması. Bina içinde dev bir kütüphanenin yanı sıra Avrupa’nın en büyük modern sanat müzesi ve avangart elektro-akustik müzik araştırmaları merkezi bulunuyor. Bana ilginç gelen ise isim babasının eski bir öğretmen olan Georges Pompidou’dan alması. Öğretmen ama ne öğretmen. Müthiş bir öğretmen. İkinci Dünya Harbi yıllarında Charles De Gaulle”in kurmayları arasında yer alıyor. 1955 yılında Rotschiller Bankası’na memur olarak giriyor. Dört yılda bankanın Genel Müdürü oluyor. De Gaulle ile hep yakın ilişkide oluyor. 1961yılında De Gaulle tarafından özel görevle Cezayir’e yollanıyor. Fransa ile Cezayir arasında ateşkesin sağlanmasında rol oynuyor. Kamuoyu ve siyaset çevrelerinde pek tanınması da, 1962 yılında De Gaulle tarafından başbakanlığa atanıyor ve 3 dönem hükümete başkanlık ediyor. O meşhur gençlik olaylarında Başbakan. Şiddet yerine uzlaşmayı seçiyor. Mayıs 1968’de başlayan öğrenci eylemleri ve grev dalgasını bitiren görüşmeleri yapıyor. Kamuoyunda büyük bir sempati kazanıyor. 1969’da görevinden ayrılan De Gaulle’ün yerine cumhurbaşkanı seçiliyor. Ölünceye kadar da (1974) bu görevi yürütüyor.
Maubuee Çeşmesi Veya Berbat Çamaşırhane
Bu devasa binayı yılda ortalama 3.8 milyon kişi ziyaret etse de, hemen yanı başındaki Paris’in en eski çeşmelerinden biri olarak bilinen Maubuee Çeşme’sini Parisliler arasında dahi bilen azdır. Çeşme ülkemizdeki bir çok tarihi çeşme gibi yapılaşmanın kurbanı olmuş ve yeri değiştirilmiş. Pompidou Sanat ve Kültür Merkezi inşa edilirken geçmişi 13. yüzyıla kadar uzanan tarihi çeşme kentin bu dar sokağının köşesine taşınmış. Çeşme o kadar kıyıda köşede kalmış ki ancak meraklı gözler tarafından fark edilebiliyor. Bulunduğunda ise üzerindeki taşa oyulmuş vazo içindeki çiçekler ile meraklılarını kendine hayran bırakıyor. Çeşmenin isminin dilimizdeki karşılığı “Berbat Çamaşırhane”, bu ismin verilme sebebi de son derece ilginç. Büyüyen kentlerin en büyük sorunlarından biri de su tedariğidir. Bu sorun Paris için de geçerlidir. İçinden akan Seine Nehri’nin kanalizasyon olarak kullanılması Parisliler için önemli sağlık sorunlarına yol açar. Bu maksatla yeraltı suları belli alanlarda toplanarak kente çeşmeler vasıtasıyla dağıtılır. Bu çeşmenin payına da son derece az bir miktar su düşer. Su o kadar cılız akar ki, burada çamaşır yıkamak kadınlar için bir eziyete dönüşür. İşte bu güçlük Parisli kadınların (ki kendilerine Parisienne derler) yaratıcılığını gösterme fırsatı yaratır ve çeşmeye “Berbat Çamaşırhane” yani Maubuee adını takarlar.
Debilly Yaya Köprüsü Ve Siyasi Cinayetler
Eiffel’siz Paris olur mu dediğiniz duyar gibiyim. Ama dedim ya benim derdim Paris’in bilinmedik, az bilinen hikayelerini kovalamak. Onun için Eiffel’in kendisini değil ama hem Eiffel ile aynı maksada hizmet için inşa edilmiş, hem de arka planda Eiffel’in olduğu Debilly Yaya Köprüs’nün hikayesini, hem de orada yaşanan ilginç bir hadiseyi aktarayım.
Debilly Köprüsü, Seine nehri üzerindeki 37 köprüden biri olarak, 1900 yılında Paris’te düzenlenen Dünya Fuarı için – tıpkı Eiffel Kulesi gibi- geçici olarak inşa edilir. Sürenin dolmasına yakın da gene tıpkı Eiffel Kulesi’nde olduğu gibi kentin ayrılmaz bir parçası olduğuna karar verilir ve kaldırılmaz. Adını,Prusya ile Fransa arasındaki Jena savaşında öldürülen General Jean Louis Debilly’den alır.
Köprü, 4 Ocak 1988 günü, sabaha karşı 03.00 sularında bir el silah sesi ile yankılanır. Yerde yatan ceset 31 yaşında, Batı Almanya Büyükelçiliği’nde istihbarat görevlisi olarak çalışan ateşe Siegfried Wielsputz’e aittir. Yapılan otopside 9 mm çaplı bir kurşunla yakın mesafeden kalbinden vurulduğu anlaşılır. Bu cinayet, Paris’te o tarih itibariyle son 10 yıl içinde ikisi Türk Diplomatlara yönelik sekizinci siyasi suikasttir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından çok kısa süre önce işlenen bu cinayet, özellikle casuslar tarafından bilgi değiş tokuş için tercih edilen bir bölgede olması nedeniyle son derece gizemli bulunur. Bu da yetmezmiş gibi, Fransız emniyet yetkilileri, Batı Almanya ve Fransa Dış İşleri Bakanlıkları’nın cinayete dair yüzeysel açıklamaları merakları daha da artırır. Maktulün ceketine iliştirilen terör örgütü PKK’nın bir uzantısı olan Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) bayrağı, cinayet sebebinin Alman Hükümeti’nin o günlerde Almanya’da faaliyet gösteren PKK’ya yönelik mali kaynakları kesme operasyonlarına bir cevap olarak yorumlanır. Avrupa’daki Kürt örgütleri ise bu cinayetin PKK üzerine yıkılmak üzere tertiplendiğini ileri sürer. Bazı basın yayın organları ise olayı 1986 yılında Stockholm’de öldürülen İsveç Başbakanı Olof Palme cinayetine benzeterek, bu olayla çerçevesinde gündeme getirir. Bugün dahi Siegfried Wielsputz cinayetine ilişkin açık kaynaklarda detaylı bir bilgiye rastlanmaz.
Paris’in En Eski Manastırı
Paris’in turistik Champs-Élysées bölgesi dışında nereye gidelim diye soranlara önerebileceğim semtlerin başında Saint Germain Des Pres, yani Seine Nehri’nin Champs-Élysées’ye göre karşı kıyısı gelir. Burası özellikle üniversitelerin, ünlü Paris kafelerinin, lüks lokanta ve mağazaların yer aldığı, son derece eski ve Parislilerin gözde semti. Keyifle vakit geçirilebilecek bir yer. Semte adını veren ise bölgenin merkezinde 6. yüzyılda inşa edilmiş olan Paris’in en eski Katolik Manastırı. Bu manastır ve çevresi 1789 yılındaki Fransız Devrimi’ne kadar Paris’in entellektüel yaşamın merkezi olmuş. Kraliyet himayesinde olması nedeniyle hanedan mensubu kişilerin bir kısmı burada gömülüdür.
Büyük arazilere sahip olan manastırın toprakları önce Paris Üniversitesi için terk edilir. Kalan kısmının bir bölümü ise Kraliçe Marguerite de Valois’in manastırın baş keşişine yaptığı baskılar neticesinde saray yapılması maksadıyla kraliyete terk edilir. Yapılan bu saray 18 yüzyılda Champs Elysees Saray ‘ı inşa edilinceye kadar kraliyete hizmet eder.
Manastır, topraklarını kaybetmenin yanında tarih boyunca bazı felaketlerden de nasibini almış. Deposunda bulunan gübre ve havai fişek yapımında kullanılan potasyum nitratın infilak sonrasında Manastır’ın büyük bir kısmı yıkılır. Bu yetmezmiş gibi, 1794 yılında manastır da çıkan bir yangın neticesinde kıymetli kütüphanesi de yok olur.
Bu arada küçük bir not da Türk filmi meraklıları için gelsin. 1962 yılında çekilen, başrollerinde Belgin Doruk, Ayhan Işık ve Sadri Alışık’ın oynadığı “Küçük Hanım Avrupa’da” filminin bazı sahneleri de bu kilisenin önünde çekilir.
Bir ilginç husus da; o meşhur “Düşünüyorum, o halde varım” diyen ünlü düşünür Descartes’in mezarı da buradadır.
Yaşarken Mutlaka Görülmesi Gereken Mezarlık
Pere Lachise, Bastill semti yakınlarında 1804 yılında açılan Paris’in en büyük mezarlığıdır. Belki de, dünyanın en büyük açık hava sanat galerisi demek daha doğru olacaktır. Zira, buradaki her bir mezar adeta bir sanat eseridir. Bu sebepten olacak her yıl 3.5 milyon ziyaretçi mezarlığı ziyaret eder. Mezarlığın bir diğer özelliği de her dinden, ırktan insanın buraya gömülmesidir. Zira; Fransız Anayasası herkesin mensup olduğu din ve ırktan bağımsız olarak gömülme hakkı olduğunu yazar.
Kurulduğu ilk yıl şehrin çok dışında olması nedeniyle cehennemin dibi olarak anılmasından olacak, sadece 13 defin işlemi gerçekleşmiş. Bu ilgisizliğin bir diğer nedeni de Roman Katolik Kilisesi tarafından takdis edilmemiş olması olmalı. Bu durum karşısında kamu otoritesi o güne kadar görülmemiş bir şekilde piar çalışması başlatır. Önce ünlü fabl yazarı La Fontain’in ve ünlü tiyatro yazarı ve oyuncusu Molier’in mezarları buraya taşır. Bu olumlu etki yapar. Sonraki yıl defin işlemleri nerede ise 3 kattan fazla artar 44 gömülme gerçekleşir. Bu arada bir gelenek yaratılmaya çalışılır. Seven çiftlerin veya terk edilmiş, aşk acısı çeken, karşılıksız seven ünlülerin gömüldüğü bir mezarlık olarak anılır. Bu durum halk arasında mezarlığa olan ilgiyi arttırır. Mezarlara şifreli aşk mektupları bırakılmaya başlanır. Ve nedendir bilinmez bir anda gömülme sayıları artar. Bugün bir milyondan fazla mezar ve bir o kadar da mezarlıkta bulunan krematoryumda yakılanların küllerinin saklandığı söyleniyor. Bugün talep o kadar fazladır ki; bu mezarlığa gömülebilmek için Parisli veya Paris’te ölme koşulu aranır. Ve tabi ki tahmin edeceğiniz üzere mezar yeri sahibi olabilmek için uzun bir bekleme sırası vardır.
Dünyanın en meşhur mezarlığı denilebilecek bu mezarlıkta dünya çapında üne sahip kimler yok ki; Oscar Wilde, Edith Piaf, Balzac, Chopin, Molier, Jim Morrison, Yves Montand, Maria Calas, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya ve yüzlerce ünlü.
İstanbul, 27 Ekim 2020
Oğuz Otay
gezmekyetmez

