“Gerçek ile hayalin birbirine karıştığı, akıcı üslupta yazılmış bu kitap, evde kaldığımız şu günlerde Osmanlı İstanbul’unda ve tarihte yolculuğa çıkmak isteyenlerin keyifle okuyacağı bir eser.”
Saman Sarısı adlı uzun şiirinde “mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” diye soruyordu Nazım Hikmet.
Ünlü ressam Abidin Dino bu soruya cevap vermiş midir bilmiyorum ama bugün size tanıtacağım “Pera Palas” kitabı ile İstanbul’un 1905 deki resmini kelimelerle çizmiş, hem de ne çizmiş.
Abidin Dino’nun ölümü sonrasında basılan bu incecik kitap, okurlara tam bir asır öncesine rengarenk bir yolculuğa çıkarıyor.
Yaklaşık bir saatte okunabilecek kitaptaki yolculuk o meşhur Orient Ekspres’in Sirkeci’ye gelişi ile başlıyor. Anlatıcı adet olduğu üzere gelir gelmez Pera Palas oteline yerleşiyor. Rastlantıya bakın ki, esrarını çözmek üzere geldiği, 13 Ekim 1905 tarihindeki cinayetin işlendiği odaya yerleşiyor. Buraya kadar olan anlatım şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir Agatha Christie göndermesi veya Abidin Dino’nun okurlara çizeceği İstanbul tablosu için tuvalin, boyaların şövaleye yerleştirilmesi.
Buradan sonra Pera Palas ve faili meçhul cinayet merkezli tam bir İstanbul anlatımı başlıyor, hem de ressamın yumuşak fırça darbeleri ile.
İstanbul resminde neler yok ki, önce kentin o devirdeki ikonik yapı ve olgularından bahsediliyor. Çiçek Pasajı, oradaki İtalyan lokantası Degüstasyon ile başlayıp, Krepen Pasaji ve İstanbul meyhanelerinden “dem” vuruluyor. Bizans dehlizlerinde kaybolurken, yolculuğu bir anda İstanbul’un Türk hakimiyeti öncesi dönemlerine taşıyor. İstanbul’un arka planı sokak köpekleri olmadan, olmaz diye düşünüyor olmalı ki, uzun uzun onlardan da bahsediyor.
Sonra kentin o günlerdeki siyasi kişiliklerinden bahsediyor. Elbette padişah Abdülhamit ile başlıyor tanıştırma seremonisi, Abdülhamit denilince hafiye teşkilatının başındaki Fehim Paşa’dan bahsetmeden olmaz diyor Abidin Dino. Daha doğrusu Fehim Paşa’nın sorgu tekniklerinden olan ve genelde kulak zarı veya göz patlatan meşhur tokadından değiniyor.
Ressam, bu bütünlük içerisinde İstanbul basınından da söz açıp, dönemin siyasi konjonktürünü, sansür uygulamalarını tuvale yansıtıyor. Sanatçı sahip olduğu siyasi duruşunun da etkisi ile burada özellikle koyu tonları seçiyor. Bir suçlu aranırken, bir anda 3333 kişinin suçu üstlendiğini hayretle belirtiyor. Sonra da bunun meşhur falaka yönteminin dil çözücü etkisine bağlıyor.
Sonunda da iyice içinden çıkılmaz hal alan cinayete Sultan’ın müdahil olup, çektirilen insan fotoğraflarından suçluyu tespit ettiğini anlatıyor. Burada da sultanın tüm Osmanlı coğrafyasını fotoğraflatma ve insan simasından suç analizi yapma merakına atıf yapılarak, padişahın az bilinen özelliklerine dikkat çekiliyor.
İstanbul’u bilenlerin nüanslar yakalayabileceği, gerçek ile hayalin birbirine karıştığı, akıcı üslupta yazılmış bu kitap, evde kaldığımız şu günlerde Osmanlı İstanbul’unda ve tarihte yolculuğa çıkmak isteyenlerin keyifle okuyacağı bir kitap. Özetle, mutluluğun değil ama İstanbul’un resminin çizildiği bir kitap.
İstanbul, 28 Nisan 2020
Oğuz Otay
gezmekyetmez

