Bir Denizkızı’nın Hazin Sonu

Bir Denizkızının Hazin Sonu

Bir Denizkızının Hazin Sonu

Yüz yirmi yıl önce mehtaplı bir gecede Büyükdere koyunda, Boğaz’ın bülbülleri ile aşık atacak kadar güzel bir sesin yankılandığını hayal edin. Ses o denli güzeldir ki; o büyüleyici manzarayı izlemek üzere Boğaz sırtlarına gelenlerin gözleri kadar kulakları da şenlenmektedir. Ama akıllarda bir soru vardır. Denizden gelen bu ses kimin? Kim olduğu bilinmese de ona bir ad takarlar, Denizkızı. Bu sesin sahibi sonraki yıllarda Türk Musikisi’nde “Denizkızı Eftalya” adıyla anılacak olan Atanasia Yeorgiadu’dan başkası değildir.

Denizkızı İsmi Nereden Gelir?

Büyükdereli bir ailenin kızı olan küçük Eftalya daha beş altı yaşlarında iken, musiki meraklısı babası Yorgaki efendinin dostları geldiğinde çaldığı saza billur sesi ile eşlik ederek gelenleri mest eder. Kendisine neden Denizkızı Eftalya dendiğini yıllar önce Hikmet Feridun Es’e verdiği bir röportajda şöyle anlatır:

“Ben beş altı yaşımdan beri bu ismi taşırım… Hatta daha garibi “Eftalya” ismini yadırgarım… Asıl ismim “Denizkızı” imiş gibi gelir… Denizkızı ismi bana nasıl verildi.? Çok küçüktüm… Babam saza pek meraklı idi… Babamın misafirleri geldiği zaman o saz çalar, ben de şarkı söylerdim… Büyükdere’de otururduk… Mehtaplı gecelerde daima sandal gezileri yapardık… O zaman babam sandalda bütün gece bana şarkı söyletirdi… Sesim az zamanda bütün Boğaziçi’nde meşhur olmuştu… Geceleri mehtapta bizim sandalın arkasına 20-30 sandal takılır, beni dinlerlerdi… Fakat hiç kimse benim kim olduğumu bilmiyordu.. Halbuki incecik sesiyle şarkı söyleyen bu gece şarkıcısına bir isim koymak lazımdı… “Denizkızı”, “Denizkızı” demeye başladılar… İşte Deniz Kızı bu beş yaşındaki Eftalya idi… O zamandan beri Denizkızı’yım…”

Üç Yıl Süren Fransa Turnesi

Denizkızı Eftalya büyüdüğünde Beyoğlu’nun kahvelerinde kantolar söylemeye başlar. Kısa sürede şöhreti yakalar. Sesinin güzelliğinden etkilenen udi Aleko Bacanos, Eftalya hanım için “Gel ey denizin nazlı kızı nuş-i şarab et” adlı şarkıyı besteler. Kantocu olarak bilinen Eftalya hanımın müzik kariyeri Türk müziğinin önemli bestecilerinden kemancı Sadi Işılay ile evlenmesiyle başka bir boyut kazanır. Sadi bey hem eşi, hem de müzik hocası olur. Çift, Pathe plağın davetlisi olarak Fransa’ya gider. 1923-1926 yılları arasında Pathe plak firması için şarkı ve türkü formlarında plaklar doldurur. Plakları o denli beğenilir ki, Avrupa ve Ortadoğu’da konserler verirler.

Plaklara İsmi Yazılmayan Şarkıcı

İstanbul’a döner, 1927 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk resmi müzik okulu sayılan ve 1917 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın nüvesini teşkil eden Dârülelhan önemli 100 şarkıyı plağa kayıt etmeye karar verir. Denizkızı Eftalya hanım 100 şarkıyı okuyacak sanatçılardan biri olarak seçilir. Dârülelhan adına plak dolduran ilk gayrimüslüm sanatçı olur. Plağa okunmak üzere seçilen 100 eserin 56 tanesi Denizkızı Eftalya hanım tarafından okunur. Ancak, plak şirketinin ticari kaygılarından dolayı plaklar üzerinde kendi adı kullanılmaz, ismi “Soprano” olarak yazılır. Sonrasında Colombia firmasından çıkardığı 11 plakta da ismi sadece “Hanım” olarak yazılır. Ancak, 1930 yılından sonra plaklarda adı “Deniz Kızı Eftalya Sadi Hanım” olarak yazılmaya başlanır.

Atatürk’ün İlgisi ve Beğenisi

Plakların üzerine kendi adının yazılmaya başlamasının hikayesi de oldukça ilginçtir. Atatürk’ün 1927 yılında yaptığı İstanbul seyahati sırasında Fenerbahçe Kalamış’taki Belvü Gazinosu’na gider. Atatürk’ü görmek üzere gazinoya gelenler, gazinoya giremeyen ama hemen önündeki koyda sandallarla toplanan halk Atatürk’e sevgi gösterilerinde bulunur. Topluluk “Denizkızı Eftalya’yı isteriz” diye tempo tutmaya başlar. Bunun üzerine gazinoya davet edilen Eftalya hanım küçük bir konser verir. Atatürk kendisine takdirlerini iletir. Daha sonraki günlerde (1929 yılında) Dolmabahçe Sarayı’nda Safiye Ayla ve Denizkızı Eftalya hanımı ağırlar, sanatını takdir eder. Kuvvetle muhtemel Atatürk’ün bu ilgisi ve beğenisi plak şirketlerinin ticari kaygılarını silip süpürür ve Eftalya hanımın ismi plaklar üzerine basılmaya başlanır.

Saatlerce Rötar Yapan Ada Vapuru

Eftalya hanımın Yedi Gün Dergisi’nin 12 Nisan 1933 tarihli sayısındaki röportajı onun halk tarafından ne denli sevildiğini de bize gösteriyor.

“Bir sabahtı… Adadan ilk vapurla dönüyorduk… Yolcular azdı. Hepsi  de Adanın ve İstanbul’un en kibar, en maruf simaları idi… Yaz sabahı çok hoşuma gitti, güvertede oturduğum kanepede biraz uzandım. Bir şarkı tutturdum… Bir şarkı, bir şarkı daha… Sadi de keman çalıyordu… Saatler geçti baktım kara görünmüyor. Sordum:
-Neredeyiz kuzum Sadi?
O da farkında değildi. Etrafına bakındı:
-Bilmem…
Biraz sonra kaptan yanımıza indi:
-Affedersiniz… Ben bir kabahat ettim… Sizin vapurda olduğunuzu gördüm… Fırsat bu fırsattır diye dümeni çevirdim. Hayırsız Adayı geçtik… Yolcular da “İlle kaptan vapuru İstanbul’a geç götür. Mesuliyet bize! İşi hallederiz.” diye başladılar. O gün Adadan ilk vapur İstanbul’a saat ikide geldi. Bunu hiç kimse bilmez.”

Olaylı Kıbrıs Konseri

Denizkızı Eftalya hanımın biraz komik ve olaylı bir Kıbrıs konseri olduğunu Perşembe gazetesi yazarı Naci Sadullah beyin o günlerdeki haberinden  öğreniyoruz. Olaylı Kıbrıs konseri okuyuculara özetle şöyle aktarılır.

Kıbrısın önemli tiyatrolarından birinde Denizkızı Eftalya hanım sahne alacaktır. Halkın ilgisi o denli yoğundur ki, bilet gişesindeki biletçiler halkı zorla geri çevirmektedir. Salon tıklım tıklım doludur. Denizkızı Eftalya hanım sahneye çıktığında adeta gök gürültüsünü andıran ve Eftalya hanımın alkış zannettiği bir gürültü başlar. Denizkızı kendisine eşlik eden eşi kemancı Sadi Işılay beye döner ve bu ilgiyi İstanbul’da bile görmedik biz der. Ancak, daha ilk şarkıda seyirci salonu terk etmeye başlar. Bir grup seyirci organizatör ve biletçilerle münakaşa eder, kendilerini dolandırıcılıkla  suçlarlar. Herkes şaşkındır. Çok geçmeden olayın iç yüzü anlaşılır. Seyirciler şarkı dinlemek için değil vücudunun yarısı balık, diğer yarısı insan olan denizkızını görmek umuduyla tiyatroyu doldurmuştur. Olayın devamını Eftalya hanım dinleyicilerin bilet paralarını iade etmekten başka çaremiz kalmamıştı diye anlatır.

Denizkızı’nın Jubilesi

1936 yılında Şirketi Hayriye hem Boğaz seferlerine olan ilgiyi arttırmak, hem de Boğaziçi’ni bir eğlence mekanı haline çevirmek için özel geziler düzenlemeye başlar. Şirket, Osmanlı’nın son döneminde yaygın olan, mehtaplı gecelerde kayıklarla yapılan sazlı, sözlü adına da mehtabiye denilen ancak 30 yıldır gerçekleştirilmeyen gezileri tekrarlamaya karar verir. Bu maksatla da adını bu tür gezintilerden alan Denizkızı Eftalya hanımı sahneye çıkartmaya karar verir. 4 Ağustos 1936 tarihinde yapılacak olan gezi aynı zamanda sahnelere veda kararı almış olan Eftalya hanım için bir jübile olacaktır. Geziyi Yücel Dergisi şöyle anlatır: “Şirket-i Hayriye çiçeklerle süslü rengârenk ışıklarla parlayan bir sal hazırladı. Öyle bir salki, içinde bu göz kamaştıran süslemeden maada Denizkızı Eftalya ile birlikte bir saz heyeti, bir zeybek takımı ve Şehir Tiyatrosu artistlerinden Hazım (Körmükçü) da vardı. Bu salın arkasına gene eskiden olduğu gibi bir sürü sandal takılmıştı. Şirket-i Hayriye üç vapurunu donatmış, iki vapurunu da belki kalabalık olur diye hazırlamıştı. Fakat halk 37,5 kuruş gibi gayet ucuz olan bu mehtap âlemine o kadar rağbet gösterdi ki, tam tamına on dört vapur kalktı. Bu vapurlar Bebek’ten salın etrafını alarak Kanlıca’ya, Kanlıca’dan Yeniköy’e, Yeniköy’den Beykoz’a ve Beykoz’dan Büyükdere’ye geçtiler. Halk sahilde yeşil, kırmızı, sarı fenerler ve meşalelerle vapurları karşıladı ve eğlenceye iştirak etti. Denizkızı’nın sesi gönüllerde akisler yaparak korulardaki bülbüllerin sesine karıştı. Zeybekler birçok oyun gösterdi. Ve Hazım da birkaç şarkı söyledi.”

Acı Son

Muhteşem bir konser olmasına rağmen Eftalya hanım deniz üzerinde kendini koruyamamış ve ağır şekilde üşütmüştü. Bu konser sonrasında yorgun düşen vücudu bir türlü kendini toplayamaz. Uzun süre hastalıklarla uğraşır ve üç yılı aşkın bir süredir savaştığı kalp rahatsızlığına 15 Mart 1939 tarihinde yenik düşer. Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’na gözyaşları içinde defnedilir.  Mezarı başında udi Aleko Bacanos, Eftalya hanım için bestelediği “Gel ey denizin nazlı kızı nuş-i şarab et” adlı şarkıyı son kez onun için seslendirir.

İstanbul, 10 Haziran 2020
Oğuz OTAY
gezmekyetmez.com

(*) : Bu yazı HAFTA gazetesinin 10. sayısında yayınlanmıştır.

Exit mobile version