Seyahat için doğmuş olmasından mıdır bilinmez kırkı çıkar çıkmaz Diyarbakır havaalanından uçağa binerek ilk seyahatini yaptı.

Çocukluk yıllarında ailesinin görevi gereği spor kafileleri ile birlikte Türkiye’nin dört bir yanına seyahat etti. 15 yaşına gelmeden Denizli Pamukkale’den, Antalya Aspendos’a, Nevşehir Avanos’dan, Konya’da Mevlana Türbesi’ne, Peribacaları’ndan Erzurum’a, Erzincan’a, Kayseri’den Amasya’ya Kral Mezarları’na, Eskişehir’den Gemlik’e, İstanbul’dan Çanakkale savaş alanlarına kadar bir çok yeri görme şansını yakaladı. 11 yaşında Mevlana Müzesi’nden aldığı not defterine kurşun kalemle düştüğü ilk seyahat notları ve seyahatler sonrasında eve dönüş ile yaşadığı hüzünler o günlerden aklında kalanlardır.

Üniversite yılları (1985 – 1989) Türkiye’nin kabuğunu kırıp dünyaya açıldığı yıllardır. Mehmet Ali Birand’ın “32. Günü”, Barış Manço’nun “7’den 77’ye”si yurtdışını gidemeyenlerin ayağına getirdiği yıllardır. O programlar yurtdışını görme arzusunu kamçıladı. Şansı yaver gitti, havacı bir ağabeyinden bulduğu bedava (pass) biletle Almanya’daki çocukluk arkadaşını görmek için ilk defa yurtdışına çıktı. Çıkmışken bir de Brüksel’i ve Hollanda’nın bazı şehirlerini göreyim dedi. Öğrencilik yıllarıydı ve kıtkanaat geçindiği için çalışmak zorunda olduğunu unutup, ülkeye dönüşünü geciktirince yarım zamanlı çalıştığı işyerindeki müdürü ile arası şeker rengi oldu ama şükürler olsun ki baba dostu patronu Türk filmlerindeki Hulusi Kentmen gibi sert ama şevkatli bir adamdı. “Varsın olsun, gençsin, gezeceksin, göreceksin tabii” dedi.

Kısa ama etkileyici ilk yurtdışı tecrübesi üniversite bitiminde “ver elini Avrupa” hayalleri kurmasına sebep oldu. Ancak, acı “vize” gerçeği ile tanıştı. Ekmek parası kazanması gerektiğini de kısa sürede idrak etti. Girdiği ilk işi ona aradığı imkanları sundu. Kendisi gibi genç insanlarla Türkiye’nin dörtbir yanına konforlu seyahatler yapma imkanını yakaladı. Gündüzleri çalışırken, geceleri ve haftasonları da seyahat ettiği şehirleri tanımaya gayret ediyordu. İş arkadaşlarından birinin babasının “gezmek yetmez, gördüklerinizi not edin, bu şans bir daha ele geçmez” tavsiyesi yıllar önce Konya Mevlana Müzesi’nden aldığı not defterini ve kurşun kalemle düştüğü seyahat notlarını aklına getirdi. Sonrasında aklına estikçe gittiği, gördüğü yerleri not etti. O notlardan bazılarının nerede olduğunu bugün kendisi dahi bilmiyor.

Dört yıl görev yaptığı Orta Doğu’nun farklı ülkelerini, özellikle de Osmanlı coğrafyasını gezip, gördü. Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Tanzanya, Kenya derken gezdiği ülke sayısı onları buldu. Nairobi’den Mombasa’ya yaptığı bir tren yolculuğunda, yemekli vagonda tanıştığı bir İngiliz gazeteciden “freelance seyahat yazarlığı” diye bir kavram olduğunu öğrendi. İlgisini çekti. Defterine, kendisini motive edebilmek için “yeter artık! sen de yaz” diye not düştü. Yurtdışında başladığı aletli dalış sporunda “kurtarma ve ilk yardım balıkadam” seviyesine ulaştı. Batık dalışları ve bunlarla alakalı araştırmalar yapmaya başladı. 1999 yılında Türkiye’ye döndü. Onur Havayolları’nda göreve başlaması tam “körün aradığı bir göz, Allah verdi iki göz” durumu oldu. Seyahatlerinin sayısı doğal olarak arttı. Çanakkale Boğazı’nda yaptığı bir batık dalışı esnasında adını ilk kez duyduğu Mesudiye Zırhlısı’na kendini adadı. Mesudiye Zırhlısı’nın hikayesini kitaplaştırmak için İngiltere, İtalya ve Avustralya’ya seyahatler yaptı. Mesudiye Zırhlısı’nda şehit olan 35 vatan evladının isimlerini “Efendi Kaptan Kurtar Bizi” adlı kitabıyla ölümsüzleştirdi. Patronu baktı Finans Müdürü işten başka şeylerle de ilgileniyor “ne yapalım, bu şirket bugüne kadar çok işadamı, müteşebbis yetiştirdi, bu da varsın entellektüel olsun” diyerek kendisini destekledi, kol kanat gerdi. Bu araştırmaları sırasında kurduğu dostluklar kendisine yeni ufuklar açtı. Popüler Tarih, Deniz Kuvvetleri, Atlas dergilerinde yazılar yazdı. İki yıla yakın bir süre NTV Radyo’da havacılık konulu aktüel sohbet programları yaptı. Bu gelişmeleri yakın bir dostu “talih hazır beyinleri seçer” sözü ile tanımladı.

2012 yılında Yunanistan’a yaptığı bir iş seyahati sonrasında o güne kadar denizcilikle ilgili kaleme aldığı tarih yazılarını farklı bir yöne kaydırdı. Yeni bir bakış ile tarihi olayların cereyan ettiği bölgelere giderek “tarih içerikli seyahat yazıları” yazmaya başladı. Bu yazıları Atlas Tarih dergisinde yayımlanmaya başladı. Ancak, genel yayın yönetmeninin istediği kısalıkta yazmayı bir türlü öğrenemedi. Bugün dahi her yazısı genel yayın yönetmeni ile arasında kriz nedeni oluyor. Atlas Tarih dergisinde yazdığı yazıların yanısıra, 2017 yılında bu blogu kurdu. Dergilere yazmaya devam etse de, kendi blogunda da istediği uzunlukta ve konularda yazıyor.

Alaylı olmaya çok kıymet verse de, bu işin mektebine de devam etmenin doğru olduğunu düşünenlerden. O nedenle, 40’ından sonra Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yeni Çağ Tarihi Anabilim Dalında Yüksek Lisans yapmaya başladı. Ancak, ne zaman bitirebilecek kendisi de bilmiyor.